Günümüzün ‘sıkça sorulan sorular’ının başında gelir: “Ağrı kesicisi olan var mı?” Vücudun erken uyarı sistemi olan ağrılar, aslında yaşam standardının korunmasında kilit rol oynar ve daha büyük hastalıkların önüne geçilmesini sağlar.

Ağrıları sevmek başta ‘aykırı’ bir istek gibi görünse de ağrılar sağlıklı bir hayatın olmazsa olmazları arasında yer alır. Varlığını sürdürmek üzerine birçok koruyucu sisteme sahip olan insan vücudunda, en önemli erken uyarı sistemi ise ağrılardır. Vücudun koruyucu sistemlerini iyi anlamak olası rahatsızlıkların da önüne geçilmesini sağlar.

Tek başına bir hastalık anlamına gelmeyen ağrı, kapıdaki tehlikeyi haber verir. Genelde bilinenin aksine ağrı sadece sinir hücreleriyle değil, birçok hücresel faaliyetin bir araya gelmesiyle oluşur. Vücutta yolunda gitmeyen bir şey olduğunda harekete geçen hücrelerin etkileri arasında ‘ağrı’ da bulunur.

Yaralanma gibi tehlikeli durumlarda ağrı, beyne gönderilen anlık sinyallerle hissedilir. Bazen oksijen yetersizliği bazen de onarılması gereken bir doku, ağrı oluşturabilir. Örnek vermek gerekirse beldeki bir yaralanmaya bağlı olarak sinir baskıları oluştuğunda, beyin hasarlı bölgenin korunması için ağrı kimyasalları üretir. Ağrı kimyasalları bu bölgeleri hassaslaştırarak yüklenici hareketler karşısında dikkatli hareket edilmesini sağlar.

Fakat her sinyal ağrı olarak karşılık bulamayabilir, vücuttaki her hasar ağrı anlamına gelmez. Beyin gelen sinyalleri pek çok faktöre bağlı olarak değerlendirir; hiç ya da çok ağrı hissedilmesini sağlar.

En önemlisi ağrıdan kurtulmak değil, ağrının neden oluştuğunu öğrenmektir. Nedenleri göz ardı edecek her ağrı kesici uygulama yeni hasarlara davetiye çıkarır, telafisi güç sonuçlar yaratır. Tıpkı Alzheimer, Parkinson, felç gibi problemleri haber veren beyindeki oksijen düşüklüğünün yarattığı ağrının geçiştirilmesi gibi…

Sözün özü; insanın yaşam macerasında sağlığını en çok düşünen sinyal ağrılarıdır.

Yani ağrı eşittir hayattır…